28 Şubat 2017 Salı

DÜŞ PANOSU


Ne Kadar Değerliyim? adlı yazıma şöyle başlamıştım…

“Başucu kitaplarım Tanrılar Okulu ve Yuvaya Yolculukta kendi değerini bilmek ile ilgili bölümler vardır. Kabaca ifade etmek gerekirse, daha iyi şartlara layık olduğunu ve gerçekte kim olduğunu kabul etmekle ilgili bölümlerdir. Biraz da maddiyat üzerinden anlatılıyor ama değerin bir kısmı da bunu içeriyor zaten…

Bu kitaplar okunduktan sonra yapılan ortak hata alışveriş yapmak, bütçeyi zorlayarak daha lüks mekanlara gitmek, isteyip ama hiçbir zaman yapılmaya cesaret edilmeyen şeyleri yapmak için borç altına girmek, daha iyi tatil, daha iyi telefon vs.

Evet, bu iki kitapta da daha fazlasını hak ettiğimiz anlatılıyor ama dikkat edilmeyen nokta her iki kitapta da gidişat ve olaylar belirli bir sıra ile ilerliyor. Bu kısımlar nedense hep kitabın yarısından sonra geliyor. Hatta Yuvaya Yolculukta, Micheal Thomas yedi evde eğitimler alırken sonuncu ev “Kendi Değerini Bilme” evi olarak geçiyor. Her şeyin aşamaları vardır.”

O yazımda özdeğer ve kalp merkezinden bahsetmiştim şimdi ise farklı bir açıdan bakalım…

Düş panosu hazırlamak yılbaşı öncesi eğlence amaçlı yapılan bir aktiviteden öteye gitmiyor… Diğer çoğu şey gibi bu kavramında içi boşaltıldı ve sadece eğlence amaçlı yapılır hale geldi… Aslında çok daha işlevsel amacı vardır…

Düş panosu nasıl çalışır?

İlk önce neler istediğinizi düşünün ve onlarla ilgili temsili resimler araştırın. Elinizdeki eski dergiler bu resimleri bulmak için idealdir ya da internetten de bulabilirsiniz… mesela spor bir araba mı istiyorsunuz? kesin yapıştırın; fit bir görüntü mü? kesin yapıştırın, güzel bir aile mi kurmak istiyorsunuz? onu da kesin yapıştırın,  yeni bir ev onu da yapıştırın ama biraz da gülen yüzlerden koymayı unutmayın… düş illaki elle tutulabilen şeyler olmak zorunda değil...

Bütün bu seçtiğiniz resimleri bir kartonun üstüne ya da defterin sayfalarına yapıştırın… Daha sonra onu en çok dikkatinizi çekecek yere asın ya da koyun… Benim kendi düş panom yaklaşık olarak 1x0,5m ebatlarında ve yatağımın tam karşısında asılı… her sabah uyandığımda, gece yatmadan önce, uykum kaçtığında, kitap okurken, yatağın içinde sağa sola dönerken bir şekilde gözüm hep takılır ona… bazen özel seanslar yapar, karşılıklı kahve içerim, düşlerime zaman ayırırım…

Tabiki bu işin başlangıcı, kimse onları o kartona yapıştırdı diye düşlerine kavuşmayacak, bu resimler sadece birer aracı…

Asıl çalışma şekli ise biraz farklı. Biz bazı şeyleri çok istediğimizi zannederiz ama üzerine yoğunlaşınca bunun gerçekte ne kadar bizim isteğimiz olduğunu anlarız… Düş panosundaki istekler sabit değildir. İlk seçilen resimler zamanla değişir, yeni eklenenler olur, çıkarılanlar olur…  Amaç zaten budur, biz gerçekten onları istiyor muyuz?

Benim ilk panomda bir araba vardı… zamanla anladım ki ben daha önce yaptığım kazadan dolayı araba kullanmak istemiyorum; o zaman, araba benim için bir düş olamaz. Onu çıkardım… Karbon salınımı ile ciddi mücadele eden birisinin de düş panosunda lüks bir araba resmi, sadece kafa karışıklığına ve yanlış şeyi beklemeye yöneltir… 

Sahil kasabasında bir hayatın resmini koyarken ve hep şehirden kaçmak isterken, evde 3 gün sakin bir hayat geçirdiğinizde, kendinizi insanların arasına atıyorsanız, burada da ne istediğinizi bilmiyorsunuz ve kendinizi tanımıyorsunuz demektir… 

Bu aşama “gerçekte” ne istediğini anlama aşamasıdır… oradaki bir resmin sizin değil de, arkadaş grubunuzun ya da ailenizin hayali olduğunu, aslında sizi hiç cezbetmediğini anlayabilirsiniz…  Bunu kendin için mi istiyorsun yoksa gösteriş yapmak için mi? Daha büyük bir ev gücünü göstermek için mi daha rahat bir hayat yaşamak için mi? Zamanla resimler çıkartılır, eklenir ve asıl tablo oluşmaya başlar… Her resmin, ona baktığınızda kalbinizin daha hızlı atmasına neden olan bir hikayesi oluşur…

Artık ne istediğinize daha hakim olduğunuzda, o resimlere baktığınızda neler düşündüğünüze konsantre olma zamanı gelmiştir… “bu evi bu maaşla nasıl alacağım ki… bu resmi koyduk buraya ama olmayacağını da biliyorum aslında… bu kadar sevgi dolu insanları kim kaybetmişte ben bulacağım…” gibi bir sürü düşünce zihinde dolanır. Bir yandan “bunlar benim düşlerim, olmalarını istiyorum” derken, diğer yandan da "olmayacağını biliyorum" der. Sonuç olarak kararsızlık içinde hiçbir hareketlilik olmaz… zamanla en yüzeyselinden en derinine bütün bu olumsuz düşünceler karşınıza çıkmaya başlar… 

Bütün bu süreci fark ettikçe o düşü gerçekleştirmek için harekete geçmeye başladığınızı görürsünüz... daha yüksek maaş için işi değiştirmek, asıl yapmak istediğiniz iş için eğitim almaya başlamak, haftada 3 gün spora başlamak gibi... korkularla adım adım mücadele etmek gerektiğini görmeye başlarsınız...

Hayatın içinde önünüze o düşünüz için büyük bir engel çıkıyor, her şey "olmayacak" diye yüzünüze yüzünüze vuruyor… Her türlü eleştiri, engel ve olayla karşılaşıyorsunuz, bütün korkular gözle görünür hale geliyor… 

Bir kere düşünüzle bağlantıyı sağlayabildiyseniz, daha çok çalışmaya başlıyorsunuz... Gerçekte bunların sizin ne istediğinizi anlamanız, kendinize inanmanız için olduğunu ve insanların dediklerine karşı sizin inancınızın sınandığını anlıyorsunuz… 

Zamanla düşlerin bazıları değişir, bazıları daha da büyür, serpilir, öncelikler değişir, kendinize olan inancınız gelişir… Bir vizyonunuz oluşur ve başkalarının baktığı aralıktan daha farklı şeyler görmek istediğinizi anlarsınız; sınırları, genel kalıpları, geçmiş deneyimleri, hataları artık farklı görmeye başlarsınız…

Tanrılar Okuluna son kez göz gezdirirken dikkatimi çeken, beynimde yankılanan iki söz oldu… Bu sözler maddi konular içinmiş gibi gözükse de aslında her şey için geçerli… ben bir süredir istediğimden daha azına razı gelmediğimi, yetinmediğimi ve kabul etmediğimin farkındaydım ve  kitapta diyordu ki “sana gösterilen bu ilgi, dikkat ve sevgi düzeyinin altında sunulan bir şeyi asla satın alma..” ben bunu nasıl kaçırmışım dedim ama yaptığımı fark edince mutlu oldum… 

Diğeri ise “Kendini maddi sorunların içinde bulduğunda, kendine sahip çık, sırtını dikleştir, derin nefes al. Tüm dikkatini iç benliğine yönelt. İçinde tereddüt barındıran duyguların hepsine hükmet, ardından başarmayı en çok istediğin şeyi kesin kararlılık ve azimle tasdikle. Bu hem iş hayatına sonsuz kaynaklar sunacak hem de özel hayatına mükemmel düzen ve adalet getirecektir.” 

Bana istediğim şeyin olmasının imkansız ya da çok zor olduğu söylendiğinde, “hadi bakalım, göreceğiz” diyerek düş panoma bakarım. Bunun kendi inancımın tazelendiği anlar olduğunu anladım… Karşınızdaki koşullar size imkansız dese de sizin bu isteğinizin bir anlamı olmalıdır. Siz ucunu bırakırsanız tabiki olmaz… Düş panosu, neden onların gerçekleşmesini istediğinizi hatırlatmak içindir… Bazen hayata karşı “hadi bakalım, göreceğiz” diyebilecek kadar cüretkar olmak gerekir…

Düş panosu hazırlamak bir oyun değil, bir zaman geçirme değil, bir dilek dileme yöntemi değildir… düş panosu hazırlamak kendinizi tanıma, ne istediğinizi bulma, zihinsel engellerden arınma, korkularınızı görme, inancınızı koruma aracıdır… Resimler temsilidir… ama o resimlerin size anlattığı hikaye zamanla sizin içinizde, size uygun şekilde belirlenecektir…

Bu bir düş panosu yapın yazısı değildir. Size düşlerinizi gerçekleşmemesinin asıl nedeni gerçekten sizin düşünüz olmaması ya da sizin korkularınız ve vazgeçişleriniz olduğunu anlatma yazısıdır… herkesin bunlardan arınma yöntemi farklıdır ama her gün göz önünde olan bir pano daha aşılması gereken engeller olduğunu hatırlatırken, hadi aşalım demektedir… 

Siz kendinizden ve isteklerinizden vazgeçerken, ilgilenmezken başka bir güç neden ilgilensin…


Fotoğraf için Aydan Çınar'a teşekkürler...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder