3 Şubat 2017 Cuma

Korku Duvarlarını Yıkmak…



Bugünlerde Edgar Cayse’nin hayatını anlatan bir kitap okuyorum ve orada geçen bir bölümde Morton adında bir adam, ruhsal bilgilere ulaşmak için sürekli okuma almaktaydı ve Edgar onun için şöyle diyordu: 
"Ama bir şey kesindi. Felsefi gerçeklerle ilgili bilginin kendi başına bir anlam taşımadığını okumalar Morton’a defalarca söylemişti. Anlamlı olabilmesi için bunlar, yaşamın bir parçası olmalıydı. Morton bunu görmezden geliyordu. Yüzme öğrenmeden derin sulara dalmıştı.
Okumaların bildirdiğine göre, “insan hem biliyor hem bunu uygulamıyorsa günah işliyor demektir. Bu nedenle erişilen her bilgiyi doğru değerlendirmek gerekiyor. Bu bilginin bireye ne tür bir sorumluluk yüklediği üzerinde biraz kafa yormalısınız: Size gizli bir mesaj mı iletmek isteniyor? Yoksa ilginizin nedeni sadece merak mı?” "

1930 yılında günümüzdeki gibi her yerden ruhsal bilgilere ulaşabilmek kolay değildi. Bugünde birçok insan Morton gibi her şeye saldırıyor, burada söylenene ben de katılıyorum. Galiba kendi deneyimlerim bilgilerin yapılabileceğinin en iyi örneği olduğundan, bilimsel makale ya da ders kitabında bir bölüm yazar gibi yazamıyorum…  
                                                          
                                                                               ***

Benim dönüşüm sürecim başladıktan bir süre sonra, eski işimden ayrılma sürecim de başladı…

Aslında işe ilk başladığım zamanlarda kesinlikle bana uygun bir iş değildi; ne koşulları ne de içerik olarak... İlk haftalar çok ilginçti, tam anlamıyla nereye düştüm ben diye düşünüyordum. Ortamda baskın karakterler ciddi sindirme politikası yürütüyorlardı, benden değilsen düşmanımsın diyorlardı. İşte kalmamın tek nedeni “size yenilmeyeceğim” diye kendime verdiğim sözdü… Daha sonra bana yetkiler verilmeye başlandı ve buna karşılık sözler verilmeye başlandı. İş yükü sürekli artıyordu. Farklı bir iş olduğu için benim ilgimi çekmeye başladı ama bir süre sonra tekrara düştü… Tek tatmin konumda elimden alınmış oldu, sözler de tutulmuyordu, ilk günlerdeki ayakta kalacağım hırsı da kalmamıştı, zaten benim krallığım çoktan kurulmuştu… o dönemde bir de kendimi bulma dönemiyle birleşince kariyer konusunda her şey daha da karışmaya başlamıştı…

Asıl ortaya çıkışı yönetimden birisinin benim yaptığım işle ilgili üstlerimden bilgi alması ve fikir sormasıyla oldu… Yıllardır çalışıyordum ve beni tanıyan birisinin bunu sorması pek hayra alamet değildi… İlk başta panik oldum, nasıl yani işten çıkarılma durumu olabilir diye… İşsiz kalma korkusu birden üsteme çullandı, birkaç gün bununla mücadele ettim. Sonra bunun yoğunluğu azaldı ama artık “ben bu işi yapmak istiyor muyum?” sorusu gündeme oturmuştu. Artık işteki eksiklikler dikkatimi çekmeye başladı… Onlar beni değerlendirme durumundayken artık ben onların, bana sunduklarını değerlendirmeye başlamıştım… Mesai saatlerinin uzaması, hafta sonu, izin vs gibi konularda gayet özverili iken artık fazladan kalmak dokunmaya başlamıştı… ama diğer yandan ne yapmak istediğini bilememek oraya bağlıyordu… “ben ne yapmak istediğimi bilmiyorum, buradan ayrılırsam ne iş yapacağım, yine sevmeyeceğim bir işse burada mı kalsam, en azından bildiğim iş” gibi düşünceler dolanıyordu…

İş aramak benim için her zaman zordu… kendini anlatmaya çalışmak, CV hazırlamak, iş ilanlarını takip etmek… Her seferinde bir gazla başlanıyor ve hemen vazgeçiliyordu… Bu süreçte korkularımı anlamaya başlamıştım… kendimi ifade edememe korkusu, kendimi pazarlamak zorunda olmak, iş görüşmesinde çeşitli testlerle sınanmak, yeni ortama adaptasyon…

İşe gireli iki ay olmuşken büyük bir holding beni iş görüşmesine çağırdı. Görüşmeye gittim. Bana insan kaynakları şöyle bir soru sordu “işe gireli 2 ay olmuş neden iş değiştirmek istiyorsunuz?” Ben başvuru yapmamıştım ama programlama ile ilgili bilgilerimden dolayı onlar beni bulmuşlardı… “öncelikle ben size başvuru yapmadım siz beni aradınız ve neden iş değiştirme sorunuza gelirsek şuan yaptığım iş bana uygun değil” dedim ve açıkladım… Bu İK görevlisi öfke kontrolümü yapıyordu yoksa kendi dikkatsizliğimi beni çok bağlamıyordu… Bir Manifestöre bir soru soruyorsanız tepki genelde beklediğinizden farklı olabilir… bana dönüş yapmadılar ama ben oradan içim çok rahat çıkmıştım… Ama tabiki iş arayışına girecekseniz bu aşamaları yaşamak gerekiyor, iş başvuruları, İK ile gereksiz konuşmalar, kendinizi en kısa ve iyi şekilde pazarlayabilmeniz vs vs vs…

Bu korkularımla yüzleşirken bir yandan da kendimi tanımaya başlıyordum.. Human Design ile ilgili çalışmaya başlayınca bu iş görüşmesindeki o davranışım ve genel korkumun nedenlerini anlıyordum… Aslında ciddi görev adamı olduğumu düşünürken bir süre sonra emir almaktan hiç hoşlanmadığımı fark etmeye başladım… iş aramak bundan birazda zor geliyordu, benim kendi işimi yapmam gerekiyordu ya da işime karışılmadan çalışmama olanak sağlanmalıydı.

Eski müdürler hep uzaktan bana bakar ve sadece gözlerini dikerlerdi, o sıralarda gelen müdür benim işlerime karışmaya başlamıştı… sürekli kontrol edilmek, sürekli göz hapsinde olmak ve çalışma şeklinin sorgulanması… o sıralarda bütün bu korkuların benim kendi işimi yapma fikrini kabul edebilmem için yoğun şekilde yaşanıyordu.

Hayatımın en karışık olduğu zamanlar, en buhranlı ama otoritemle karar vermeyi ilk öğrenmeye başladığım zamanlardı. Duygusal dalga nedir, nasıl takip edilir, duygusal açıklık nasıl olurun ilk büyük konuda deneyimlememdi… galiba 3-4 ay kadar gittim geldim, ya iş bulamazsam korkusu ile kendine aşırı güven duyan haller arasında gidip geliyordum… çok iyi hatırlıyorum bir sabah uyandım her şey önümde açıkça duruyordu… ben tazminatımı alacağım ve öyle ayrılacağım dedim… 

İş yavaşlatmaya gittim. Artık bana verilip tutulmayan sözlerin acısını da çıkartmak gerekiyordu… ciddi iş yavaşlatma başladı, sonra bir uyarı geliyordu duygusal dalgam o sıralar inişteyse bir panik oluyordum, sonra tekrar yavaştan alma… Bu aslında hayır demeyi öğrenme süreciydi… bu bir süre devam etti ama bir manifestör olarak bilgi de veriyorum ilgili kişilere “ben ayrılmak istiyorum, tazminatımı versinler gidim” şeklinde…  

Süre uzuyordu, işler eskisi gibi değildi ama olan bir şeyde yoktu ve bu durum artık bir yöneticinin dikkatini çekti, daha doğrusu artık ben gözüne soktum. Bunun üzerine mobbing başladı… kendine çeki düzen ver uyarıları ile istemiyorsan istifa et arası bir durumdu… ama olmazdı ben kararımı vermiştim, o tazminat alınacaktı… ama korkularımdan çok sert hareketler de yapamıyordum… insan ne kadar karar verse de, korkuları hep orada duruyor… sıkıcı iş arama süreci, istediğini bilememe, ne iş yapacağını bulamama, parasız kalma, uzun süre iş bulamama, insanlara derdini anlatmak zorunda kalma, iş yerinden kötü ayrılma ihtimali… Yıllarını verdiğin yerle kanlı bıçaklı olmak çok hoş olmazdı ama son şans elimde kozlarımda yok değildi…

Bir gün beni müdür yanına çağırdı ve bana ek görev veriyorlardı ama bu beni aşağıya çekecek, bana gözdağı verilen bir işti… o günü, müdürün yüzündeki ifadeyi o kadar iyi hatırlıyorum ki... adam bana bunu söylerken çok utanıyordu… Karşında öfkeden ağlamıştım.  Bunu kesinlikle kabul etmiyorum dedim…  

Konuşmanın ilk beş dakikasında, o ilk öfkeden ağlama sürecinde, benim daha önce fark ettiğim, aştığım, aşamadığım, benim amacıma ilerlememde hızımı kesen, ilerlememe engel olan bütün korku duvarları yıkıldı… Çok ciddi bir deprem olmuştu ve o saatten sonra artık hiçbir şeyin önemi kalmamıştı… Ebru artık tam hedefe kitlenmişti… kimin ne dediğinin, ne düşündüğünün, ne yaptığının hiçbir önemi kalmamıştı…

Galiba iki ay kadar benim bu rahat ve kendinden emin halimin getirisi bir gün İK’dan bir arkadaşla karşılaştık ve ben şaka yollu “beni işten çıkarsalar ne güzel olur” dedim… ve 10 gün sonra işten anlaşmalı olarak ayrıldım… ne zorluk oldu ne de yöneticilerle tekrar muhatap olma gibi bir durumum oldu… işler tereyağından kıl çekmekten de kolay ilerledi…

Ne istediğimin açıklığına kavuştuktan sonra en negatif olan şeyler beni korkularımı aşmaya ve bunu gerçekleştirmeye götürüyordu… iş arkadaşlarım “tazminatı ölsen alamazsın ya da onlar ölseler gene de vermezler” diyorlardı ama alan çok insan varmış bunu sonradan öğrendik… sadece vermezler düşüncesi bir şekilde yayılmış ve empoze edilmiş çalışanlara… tıpkı hayatta her şeyde olduğu gibi, imkansız yapamazsın, imkansız kesinlikle olmaz, kimse yapamıyor sen nasıl yapacaksın dedikleri gibi…

Korkulacak bir şey olmadığını anladığında yapabiliyorsun… bu arada korku dediğin nedir ki bize anlatılanlardan elde ettiğimiz kalıplar… gerçekten doğru söylendiğini kim bilebilir, onların inandıkları şeyin bizim için de doğru olması gerektiğini kim söylüyor… başkalarının kalıpları neden bizim de kalıplarımız olmak zorunda… neden hep kabul eden biz olmak zorundayız… 

Benim için benim otoritem ve sezgilerim diğer herkesin söylediğinden daha doğru… her geçen gün buna inancım da güvenim de artıyor… başkaları kendi korkuları ile hareket ederken sizi de o gerçeklerle sınırlamalarına izin vermeyin… tanıyın kendinizi, korkularınızın kaynağını görün, anlayın ve öyle bir an gelecek ki hepsinin yıkılmak için inşa edilmiş duvarlar olduğunu göreceksiniz… artık bütün alan sizin olduğu için, duvarların arasında sıkışıp kalmadığınız için o özgürlük duygusuyla isteğinizin olup olmamasıyla ilgilenmeyeceksiniz bile… ama yine de söyleyeyim oluyor merak etmeyin J

O döneme şimdi baktığımda benim için bir zaferdi. Yaşarken ne zordu ama artık korku duvarlarını yerle bir ettiğimde benim zaferim olmuştu… bu zafer sadece işten istediğim gibi ayrılmak değil, önemli olan benzer konulardaki korkularımı da alt-üst etmesiydi. Benim ne istediğimi anlamamı sağladı, geçmişte yaptığım hataların korkularım kaynaklı olduğunu görmemi sağladı.

Bu sadece benim deneyimlerinden biriydi… başka konularda başka korku duvarlarının yıkılışını da yaşadım… yaşamda ilerledikçe daha yıkılması gereken başka duvarlarda olacak…  ama asıl önemli olan bazen yaratandan sabır istemek yerine güç istemek gerekir, o duvarların yıkılma anı gücün ortaya çıktığı andır… sabır ise o korkularla daha uzun süre yaşamaya neden olabilir.

Toplumsal en iyi bildiğimiz örnek ise:  Osmanlının son dönemlerinde köşesine sinen halk o korku duvarlarını yıktı ve Kurtuluş Savaşında kimsenin beklemediği zaferini kazandı… bazen baskının artması, korkuların artması ve şiddetlenmesi o duvarların yıkılacağının sinyalini verir… pes etmezseniz illaki yıkılır… 

Gelecek için umudunuzu asla kaybetmeyin…


Fotoğraf için Aydan Çınar'a teşekkürler


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder