9 Mart 2017 Perşembe

Kararım Doğru mu? Bilemiyorum




Bugünler enerjisel olarak alınan kararların sorgulandığı, vazgeçişlerin yoğun yaşandığı zamanlar… Düzen, bizi bir şekilde karar vermeye, bazı şeyleri geride bırakmaya ve yeni yöne doğru yöneltmekte; bu da geçmişten kopmama arayışlarını tetiklemekte… Zihin, kendi savaşını veriyor. Herkesin içindeki zihin-öz savaşı, farkındalık düzeyine göre farklı seviyelerde devam ediyor...

Yaşam kararlar üzerine kurulmuştur. Hangi yöne gideceğimizi belirleyen ve bir sonraki yol ayrımına götüren de kararlarımızdır; yani hayatın en önemli belirleyicisidir…

Aslında nereye gideceğimizi hangi yolda ilerleyeceğimizi, hangisinin daha doğru olduğunu ruhumuz biliyor ama insan zamanla ruhu ile bağlantısını koparır ve artık onu duyamaz hale gelir. Zihinle öyle bütünleşti ki, ona öyle güvenir hale geldi ki ruhun sesi, zihnin gürültüsü altında duyulmaz oldu… 

İnsan hayatı aslında bu resimdeki yol gibidir. Ruh o yolun nereye gittiğini bilir ve bir varış noktası vardır. Zihin ise derki “bu yoldan gitmek senin için hiç doğru gibi gözükmüyor baksana şu manzaraya, şu güzelliğe hadi oraya gidelim” ve bir seraba doğru sürükler insanı. Bir süre o güzelliğe götürüyor gibi olsa da onun bir tuzak olduğu sonradan anlaşılır… Zihin (nefs) böyle çalışmıyor mu? Sizin ruhunuzla aldığınız bir kararı yok saymak için her şeyi kullanıyor. Bu bazen en derin korkular oluyor, bazen en keyifli şeyler oluyor. Bazen sevilmek için yapıyor, bazen kendini kanıtlamak için…bazen bir yeni bir fikir bulmuş gibi oluyor, bazen eskiye özlem duyularak, bazen filmde duyulan bir söz, bazen birkaç gün sonra ödenecek faturaları karşına çıkararak… zihin tüm açıklıkları, tüm hassasiyetleri sırayla önüne çıkarıyor…  Oysaki yolunda ilerlese hem gideceği noktaya varabilecek hem de manzaranın tadını çıkarabilecekti… Ruh, zihinden daha bilgedir çünkü daha büyük çerçeveden görebiliyor…

Zihin belki zengin olmak için koşullandırıldı ve bunun için kişi hiç sevmediği bir işte bütün vaktini geçirmek zorunda kalıyor, ne zenginliğin (manzara) ne de kariyerinin (yol) keyfini sürebiliyor…

Karar verirken zihin ile öz arasındaki farkı anlamak en zor olan kısım… zihne öyle güvenir hale geldi ki insan, uçurumdan uçsa da, hayatı sıkıcı ve boğucu olsa da başka alternatifi yokmuş gibi devam ediyor… Human Design ile yeni tanışanlar ise nasıl karar vermeleri gerektiğini yani Strateji ve Otoritelerini öğrenseler de nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar… kitaptan ya da internetten okuduğunuzda bunun neden kaynaklandığını genelde anlaşılmıyor. Bir kitap okunduğunda sadece bir raporla özellikleri anlatıldığında her şeyin öğrenildiği düşünülüyor… Peki, ama bu Strateji ve Otorite neden var? Ne işe yarar? Bunun asıl çalışması nasıldır? Sakral sesini duymak ya da duygusal dalgayı beklemek neden önemli? Bunun amacı nedir? Bütün bunları bilmeden Strateji ve Otoritenizi bilmenizin çokta bir anlamı yoktur çünkü işin özünden uzaksınızdır… bu yüzeysel bir şey değildir, kendi özünüze ulaşmak için işin özüne inmek gerekir…

Yedi yıl çok uzun diyerek şikayet edilir ama çalışmaya başlayınca anlıyor insan neden zaman aldığını… siz kendi stratejinizi beklerken, zihnin bekletmemek için sizi yoldan çıkarışlarını gördükçe üzerinizdeki bütün yükleri, ördüğünüz bütün duvarları anlıyorsunuz… Strateji ve Otoritenizle aldığınız kararı boşa çıkartmak için uğraşan zihnin bütün oyunlarını fark etmeye başlayınca işler değişmeye başlıyor…

Yeni başlayanlar kendi karar verme mekanizmasına henüz bağlantılarını sağlayamadıkları için zihnin kişiyi ikna etmesi o kadar kolay oluyor ki, o manzaranın büyüsüne hemen kapılıyor… Bir karar alındığında ilk önce bu kararın nereden geldiğinden endişe duyuyor insan… Stratejim ve Otoriteme uygun mu karar diye ciddi endişeleri olur. “Yanıtlamayı bekledim mi? Evet, sonra otoritem için dalgamı bekledim mi? Dalgamı tamamladım mı?” gibi bir sürü kişiden kişiye değişen endişeler ve şüpheler olur, acemiliktendir bunlar… Kontroller yapılır tamam denir ama yine emin olamaz, zihin çoktan devreye girmiştir. Zaten hep devrededir ama endişeden ve şüpheden beslenen zihin daha çok atağa geçer. Büyük olasılıkla normalde yapılacak şeyden daha farklı bir karar olduğundan, zihin neden hatalı karar olduğu ile ilgili bütün gerekçeleri teker teker ortaya çıkarır... Vazgeçirmek ve yoldan çıkartmak için her şeyi dener… Strateji ve Otorite ile pratik yapma aşamasındayken bazen hatalar yapılır da çünkü henüz gerçek iletişim kurulamamış sadece denenmiştir ama nasıl hatalı kullanıldığını öğrenmek için bu da gereklidir… sonra bir gün bir kararda “tamam şimdi anladım” farkındalığı yaşanır işte ondan sonra daha kolaydır çünkü karar verme anının nasıl olduğunu deneyimlediğiniz ve bağlantı kurduğunuz andır, artık neyi arayacağınızı bilirsiniz… ondan sonra zihin yine devrededir ama artık yaşadığınız bir deneyiminiz ve fark ettiğiniz şeyler vardır. Şüphelerin azalmaya başlaması ile zihinle her mücadele anında daha da koşullandırmalardan arındığınızı fark edersiniz. Daha çok kendinize güvenmeye başlarsınız... Zihin sizi sorgulamaya başladığında onu sessiz moda almak çok daha kolay olmaya başlar. Pratik yapmak gerekiyor… Stratejinin gerektirdiğini yapmaya kendini alıştırmak gerekiyor, Otorite için ise o ayrımı hissedebilmek için hassasiyeti kazanmak gerekiyor yani çalışmak gerekiyor… 

Bize çocukluğumuzdan beri “neden” sorulur ve her şeyin bir nedeni olması gerektiği öğretilir, "kötüyüm çünkü bu oldu"… Aslında sadece duygusal dalgan inişte olduğu için kötü hissediyorsun, belirli bir nedeni yok… Bazen alınan kararların da açıklanacak nedeni yoktur. Ben böyle karar verdim demek en doğrusudur çünkü Stratejin ve Otoriten sana yolun bu demiştir, nedenini söylememiştir… her aldığınız kararı sorgularsanız zihni devreye sokarsınız… Daha çok sorgulama, zihni daha da güçlendirir… kararım bu ve beni nereye götürecek göreceğiz diyebilmek gerekiyor.. stratejik zihinsel aktivitelerin devri artık kapandı, onun için insanlık çıldırma sınırlarında dolaşıyor… insanın zihni bir gözlemci olarak tutmayı öğrenip, ruhu ile ilerlemeyi tekrar öğrenmesinin zamanı gelmiştir…

Zihinle verilen karar ne kadar mantıklı ve anlamlı gibi gözükse de sonuçta bu zihinden gelir, o yolun devamını göremez ve çoktan yoldan çıktığından kişiyi gerçekte istediği noktaya götüremez… İstenilen şey gerçekleşmiş gibi gözükse bile hiçbir zaman tatmin etmez… şu anki insanlığın en büyük sorunu olan, daha fazlası için koşturmaya devam edilir ve tamamen acı içinde tatminsiz hayatlar yaşanır…

Strateji ve Otorite, tüm o manzaranın sahte cazibesine karşı koymak için bir yoldur.  Bizim kalıplaşmış tepkimiz o manzaraya atlamaktır ama bize henüz yol ayrımının gelmediğini ve yola devam etmek gerektiğini hatırlatan bir araçtır, arınma ve ruhunuzla iletişim yöntemidir…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder